İş sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca, işçinin ölümü ile kendiliğinden sona erer.
İşverenler tarafından hizmet erbabının (Borçlar Kanunu ve İş Kanunu’nda geniş anlamda anılan ‘işçi’ ifadesini Gelir Vergisi Kanunu ‘hizmet erbabı’ olarak nitelendirmektedir. Gelir Vergisi Kanununda yer alan ‘İşçi’ ibaresi sadece bedenen çalışan veya bedeni faaliyeti fikri faaliyetinden daha fazla olanlar özelinde kullanılmaktadır. Örneğin Md-23/9) vefatı nedeniyle yasal mirasçılarına ‘ölüm yardımı’ adı altında ödeme yapılabilmektedir. Bu ödemeler, personelin yasal mirasçılarına nakden yapılabileceği gibi, vefat eden personelin bankalara olan kredi veya kredi kartı borçlarının kapatılması şeklinde de gerçekleşebilmektedir.
193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Tazminat ve Yardımlara ilişkin istisnaların düzenlendiği 25’inci maddesinin 1’inci fıkrasında ölüm sebebiyle verilen tazminat ve yardımların istisna olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hükme göre, hizmet erbabına; ana, baba, eş veya çocuğunun ölümü nedeniyle verilen tazminat ve yapılan yardımların gelir vergisinden müstesna tutulması gerekmektedir. Ancak, hizmet erbabının kendisinin ölümü halinde, varislere yapılan yardım ve ödenen tazminatlar Gelir Vergisi Kanunu’nun uygulama alanına girmemektedir. (Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen 07.02.2012 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.02-VİVK-1-39 sayılı Özelgede Veraset ve İntikal Vergisi yönünden değerlendirmelere yer verilmiştir.)
Ancak birçok işletme GVK 61/3-2 kapsamında ‘Evvelce yapılmış veya gelecekte yapılacak hizmetler karşılığında verilen para ve ayınlarla sağlanan diğer menfaatler.’ Hükmünden hareketle bu ödemeleri ücret kapsamında değerlendirerek genel gider olarak (stopaja da tabi tutarak) kayıtlarına almaktadır.
Oysaki hizmet erbabının kendisinin ölümü sebebiyle varislere yapılan yardım ve ödenen tazminatların Gelir Vergisi Kanunun 40/1 maddesi gereği ticari kazancın idame ettirilmesi ile ilgili genel giderler kapsamında safi kurum kazancının tespitinde indirim olarak dikkate alınması mümkün değildir.
Bununla birlikte, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 440. maddesinde “Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme yapmakla yükümlüdür.” Hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, uygulamada “Ölüm Tazminatı” olarak anılan ve vefat eden personelin çalışma süresi dikkate alınarak Kanun emrine istinaden yapılacak olan bu ödeme (ödenmiş olmak şartıyla) ticari kazancın idame ettirilmesi için yapılan bir gider niteliğindedir ve ücret ile ilişkilendirilmeksizin safi kazancın tespitinde dikkate alınabilir.
Buna göre, hizmet erbabının vefatı nedeniyle mirasçılara sağlanan her türlü menfaatin 6098 sayılı Kanunun 440’ıncı maddedeki tutarı aşan kısmının gider olarak kabul edilmemesi gerektiği sonucu doğmaktadır.



